23 Nisan 2014 Çarşamba 17:17 - Orhangazi Haber ve Bilgi Portalı
Üye Girişi
Üye Adı: Şifre:  

Şimdi siz de Google Map'e kayıt olarak firmanızı bulunabilir yapın. Firmanızı Google Maps'e kayıt edelim arayanlar sizi Google Maps'de Bulsun...
English French Deutsch Turkish
Ana Menü
Orhangazim
Orhangazim.net
Üyeler İçin
Belde ve Köyler

Ansiklopedi



Ansiklopedi Listesi: "Orhangazi Haber ve Bilgi Portalı | Bursa Orhangazi | orhangazim.net ":


· İZNİK; GÖL, AKŞAM VE ŞİİR

İZNİK; GÖL, AKŞAM VE ŞİİR

İznik`te son yıllarda düzenlenen kültür ve sanat etkinliğinin adı `İznik Göl Akşamları` adını taşıyor. Gelenekselleşen İznik Göl Akşamları`nda önceden sadece müzik sanatçılarının konserleri yer almaktayken, son iki yıldır şiire de yer verilmeye başlanmış. 

İznik`te eğitim, kültür, sanat, spor, tarım, ekonomi, kısacası hayat adına, birkaç yıldır güzel  hareketler görülüyor. Kaymakam Hüseyin Avcı ve Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz`ın omuz omuza vererek gerçekleştirdiği etkinliklerin hangisini anlatalım? Üniversite kurmak için açılan kampanya, şiirle musikinin buluşturulduğu Göl Akşamları, şehrin futbol takımı İznikspor`la ilgili çalışmalar, çiniciliğin tekrar zirveye çıkarılması  ve başta zeytin olmak üzere tarım üzerine girişilen hamleler, tarihi ve arkeolojik çalışmaların devam ettirilmesi... Bütün bu çalışmalar, pek çok yerel mülki ve idari birimce ikinci, hatta üçüncü dereceden işler olarak görülebilir. Fakat İznik için asli ve birinci derece öneme sahiptir ve bu şehrin idarecileri işlerinin farkındadır... İznik, Güney Marmara`da, Bursa`ya bağlı şiirden bir şehir! Öyleyse biz bu şirin ilçenin şiirle irtibatına değinelim. İzlenimleri bir `gözlemci` sıfatıyla aktarmaya çalışalım...

İznik Gölü`ne nazır şiir...

Efendim, İznik`te son yıllarda düzenlenen kültür ve sanat etkinliğinin adı `İznik Göl Akşamları` adını taşıyor. Gelenekselleşen İznik Göl Akşamları`nda önceden sadece müzik sanatçılarının konserleri yer almaktayken, son iki yıldır şiire de yer verilmeye başlanmış. İznik Göl Akşamları Şiir Şöleni`nin ikincisi 12 Ağustos akşamı gerçekleşti. Etkinliğe Adana, Adıyaman, Bursa, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, K. Maraş, Kütahya, Malatya, Niğde, Tekirdağ gibi çeşitli şehirlerden, hatta yurt dışından (Hollanda) gelen şairler katıldı. Şiirlerini İznik Gölü sahil şeridinde, denizle lebaleb olan bir açık hava sahnesinde okuyan katılımcı şairler şunlardı: A. Vahap Akbaş, Ali Şeyh Özdemir, Aysen Akdemir, Bahaettin Karakoç, Cevat Akkanat, Filiznur Atalan, Hayrettin Durmuş, Hüseyin K. Ece, Mehmet Gemci, Murat Soyak, Mustafa Emre, Mustafa Kuşcuoğlu, Mustafa Okumuş, Mustafa Özçelik, Samiha İkbal Partal, Sibel Doğan, Şahin Taş, Ömer Emecan, Özcan Ünlü, Rıdvan Canım ve Yasin Mortaş...

Şiirin `uç bey`leri nedense yoktu...

* Şair Bahaettin Karakoç, şölen sonunda yaptığı konuşmada `uç beyi` olarak gördüğü  bazı davetli şairlerin şölene katılmadığını, bu yüzden bu şairlerin elinden uç beyliğini aldığını söyledi. Karakoç`un bu cümlesi, özel zaruretlerden ötürü şölene katılamayan Metin Önal Mengüşoğlu`na yönelik bir `sevgi` ifadesi olduğu şeklinde yorumlandı. Karakoç sözünü `Şu anda 76 yaşındayım, sağlıklıyım ve yazmaya devam ediyorum. Sürekli seyahat ediyorum, ömrüm yollarda geçiyor. Benim için biraz yorucu ama, varsın olsun... Şiirimizi tanıtmak ve genç kuşaklara bir şeyler aktarmak, onlara yeni bilgiler kazandırmak benim bütün yorgunluklarımı unutturuyor. İznik Şiir Şöleni hatasız düzenlenen şölenlerden birisi. Benzer şiir şölenlerinin çoğalması lazım.` şeklinde sürdürdü.

* Mustafa Özçelik, İznik`de medeniyet hayatımıza yön veren pek çok şahsiyetin medfun bulunduğunu, bunlardan birisinin de Mutasavvıf Şair Eşrefoğlu Rumiolduğunu, şiir şöleninin bundan sonraki yıllarda onun mezarı başında dua edilerek başlamasının daha güzel olacağını belirtti. Özçelik`in bu temennisi genel kabul gördü. * Cevat Akkanat, dinleyiciler arasında Bursa`nın merkez ilçe belediye başkanlarının ve milletvekillerinin de olduğunu, onları bu şölene çeken etkenin şiir olduğunu söyledi ve şöyle dedi: `Fakat nedense Bursa`nın bu pek değerli yöneticileri Bursa`da bu tür kültürel etkinliklere hizmet etmiyorlar. Demek ki İznik ile Bursa karşılaştırıldığında İznik bir adım önde. Öyleyse, İznik`i sadece medeniyetlerin başkenti olarak değil, şiirin başkenti olarak da anabiliriz. Gerisini Bursa`nın idarecileri düşünsün. Bu şöleni tertip edenleri ise tebrik ediyorum...` *  İznik Göl Akşamları Şiir Şöleni önceden 13 Ağustos akşamı olarak açıklanmıştı. Fakat, çeşitli zaruretlerden ötürü bir gün öne alındı. Bu tarih değişikliğinden midir, yoksa  `Şekerlik` köşesindeki `şekerleme`sinde dalıp kaldığından mıdır bilmiyoruz, şair ve yazar Mehmet Şeker şölene bir gün geç katıldı. Dolayısıyla şiir okuyamadı.

* Bu tür etkinliklerle bir araya gelen şairler birbirlerine yeni çıkardıkları dergi ve kitapları da takdim ederler. Şairlerin İznik buluşmasında elden elele dolaşan yayınlar şunlardı: İznik Kaymakamlığının kültür armağanı olarak hazırlanan ve geçen yıl düzenlenen I. İznik Gök Akşamları Şiir Şöleni kitapçığı `Şiirce`,  Mehmet Gemci`nin Yanlış Parantez, Hayrettin Durmuş`un Kapına Geldim, Rıdvan Canım`ın Suların Ötesi, A. Vahap Akbaş`ın Kuş Olsun Yüreğim, Cevat Akkanat`ın Hüzn ü Aşk adlı şiir kitapları. Mustafa Özçelik`in Odunpazarı Belediyesi`nce yayımlanan `Nasreddin Hoca` başlıklı inceleme kitabı, Mustafa Emre`nin `Dünden Bugüne Çukurova Şiirleri`, Rıdvan Canım`ın `Şiirin Kanatları İstanbul` ve Cevat Akkanat`ın `Baba, Bu Kitap Sana` adlı antolojileri ve Mustafa Kuşçuoğlu`nun takdim ettiği Malatya Yorum gazetesi...

* İzniklilerin yoğun katılımıyla gerçekleşen ve yaklaşık iki saat süren şiir şöleninin sonunda sanatçı Hüner Coşkuner de bir konser verdi. * Göl Akşamları`nın ikinci gününde şairler şehrin tarihi ve coğrafi mekanlarını gezdiler. Kaymakam Hüseyin Avcı`nın da katıldığı gezide şu mekanlar ziyaret edildi: 1. Murat Hamamı, Orhan Camii(Ayasofya Müzesi), Çini Fırınları Kazı Alanı, 2. Murat Hamamı, Süleyman Paşa Medresesi, Yakup Çelebi Camii ve Türbesi, Nilüfer Hatun İmareti(İznik Müzesi), Yeşil Camii, Tarihi Topkapı Çınarı, Lefke Kapı ve Su Kemerleri, Abdulvahap Sancaktari Türbesi, Sansarak Kanyonu. * Şölene katılan şairlerden bazıları, daha sonra TYB Bursa Şubesi yetkilileri rehberliğinde küçük bir Bursa gezisi yaptılar. 

İZNİK`LE İLGİLİ BİLGİLER

Güzel sanatlar:Geç antik çağ eserleri: İznik şehrinin kuruluşu Helenistikçağa rastlar. Şehrin ana düzenini, birbirini dikey olarak kesen ve günümüze kadar gelen iki büyük cadde ile bunların bitimindeki dört kapı meydana getirir. İstanbul ve Lefke kapısı Hadrianus zamanına aittir, Yenişehir kapısı II. Claudius zamanına aittir, Göl (iskele) kapısı bugün yoktur. Bugünkü surlar geç Romaçağına aittir. Surların uzunluğu 4427m`dir. Surların 114 kulesi vardır. Şehir surlarının dışında batıya giden Roma çağı yolunun kenarında Obelisk(Dikilitaş veya Nişantaş) bulunur. C. Cassius Philiscus adına dikilmiştir. Şehrin güneybatısında Roma çağına ait tiyatro yıkıntı halindedir.

Erken Hristiyan ve Bizans çağı eserleri: Bu döneme ait Mezar odası (Hipoje) İstanbul kapısının dışında, şehirden 3-4km uzaktadır. Ayasofya(Orhan camii), şehrin merkezinde ana yolların kesiştiği yerdedir. 781 yılındaki VII. konsilin bu binada toplandığı sanılmaktadır. 1331`de Orhan adına camiye çevrildi. Koimesis kilisesi, Vaftizhane(Böcek ayazması), Hagios Tryphonos kilisesi bu dönemin eserleridir.Türk devri: Bu devirdeki eserlerin hemen hepsi erken Osmanlı çağına aittir. Hacı Özbek camii, türbe ve hamamdan meydana gelen Hacı Hamza Mescid ve Külliyesi, Çandarlı Kara Halil Paşa`nın emriyle yapılan Yeşil camii, Mahmut Çelebi camii, Şeyh Kutbettin camii, Eşref-i- Rumi camii, Orhan imaret camii, Nilüfer Hatun imareti, Yakup Çelebi imareti ve türbesi, Süleyman Paşa medresesi, Sarı Saltuk türbesi, Kırgızlar türbesi, Çandarlı Hayrettin Paşa türbesi, İbrahim Paşa türbesi, Osman Beyhamamı, II.Murat hamamı, İsmail Bey hamamı bu devrin eserleridir. İznik çeşitli devirlere ait yapıların yanı sıra çini ve seramik merkezi olarak da önemlidir.

İznik konsilleri: Kiliseler arası konsillerden ikisi, 325 ve 787 yıllarında burada toplanmıştır.

İznik Müzesi (Nilüfer Hatun imareti): Müzede Helenistik Roma, Bizans, Selçukve Osmanlı sanatı ile ilgili eserler vardır. Müze bahçesinde sarkofajlar, kabartmalar, sütun başlıkları, mimari parçalar, steller, islami mezar taşları bulunur. Revakların altında İslami kitabeler kronolojik sıraya göre sergilenmiştir. Müze eyvanında İznik çinileri, tabaklar, kaseler bulunmaktadır.

Gelir Kaynakları: Sebze, meyve, son turfanda yaş üzüm, zeytin vb. üretimi yapılır. Balıkçılık, çinicilik ve turizm diğer gelir kaynaklarıdır.

İznik`e Nasıl Gidilir: İznik`e Yalovave Bursa üzerinden ulaşabilirsiniz. Yalova ve Bursa`dan İznik`e otobüs seferleri yapılıyor. Bursa - İznik arası yaklaşık 1 saat kadardır. Sanat ve kültür merkezi İznik `çini`leriyle meşhur

* İznik gölünün doğu kıyısında, göl seviyesinden 8-10 m yükseklikte bulunan İznik, günümüzde yaklaşık 45 bin  kişiye daimi ev sahipliği yapıyor. Şehrin ilk adı olan Antigonia, burayı kuran Antigonos`tan gelir. MÖ 310`da Lysimakhos, Antigonos`u yenerek şehri ele geçirince, buraya karısı Nikaia`nın adını verdi. Roma devrinde şehir gelişti ve ünlü Nikaia konsilinin toplantı yeri oldu. Özellikle Doğu Roma imparatoru Justinianusçağında idari merkez haline geldi. VIII. yy`da Araplar tarafından birkaç defa kuşatıldı. 1065 depreminin zararları kısa zamanda onarıldı.Malazgirt zaferinden az sonra, 1078`de Türkler İznik`e girdiler. Şehri idare eden bey, burayı Selçuklu Sultanı Kılıçaslan`a teslim etti (1092). Fakat kısa bir süre sonra (1097) şehir çetin savaşlar sonucunda I. Haçlı Ordusu`nun eline geçti ve Bizanslılara verildi. Fakat imparator Aleksios Kommenos 1105`te şehri yeniden Kılıçaslan`a bıraktı. Şehir bir süre Türklerin elinde kaldıktan sonra tekrar Bizanslılar tarafından alındı. 1203`te Bizans, Haçlılar tarafından ele geçirilince Theodoros Laskariskendini Nikaia`da imparator ilan etti ve şehir siyasi, dini ve kültürel merkez halini aldı. Bu durum 1261`de Bizans`ın geri alınmasına kadar sürdü. XIII. yy`ın sonlarına doğru Osmanlıların ortaya çıkması durumu değiştirdi. Osmangazi zamanında şehire girildi (1329). Orhangazi zamanında bir süre Osmanlı devletine başkentlik yaptı. Çandarlı Kara Halil buraya kadı tayin edildi. 1402`de Timur tarafından yağma edildi. II. Murat zamanında, özellikle Çandarlılarınçabası ile İznik önemli bir sanat ve kültür merkezi oldu. Ancak İstanbul`un fethinden sonra gölgede kalmasına rağmen çiniciliğin en önemli merkezi idi. 1920`de Yunanlılar tarafından işgal edilen İznik, milli mücadelenin zaferle sonuçlanması üzerine kurtarıldı.

Açık hava müzesi gibi

Türk devri: Bu devirdeki eserlerin hemen hepsi erken Osmanlı çağına aittir. Hacı Özbek Camii, türbe ve hamamdan meydana gelen Hacı Hamza Mescid ve Külliyesi, Çandarlı Kara Halil Paşa`nın emriyle yapılan Yeşil camii, Mahmut Çelebi Camii, Şeyh Kutbettin Camii, Eşref-i- Rumi Camii, Orhan İmaret Camii, Nilüfer Hatun İmareti, Yakup Çelebi İmareti ve Türbesi, Süleyman Paşa Medresesi, Sarı Saltuk Türbesi, Kırgızlar Türbesi, Çandarlı Hayrettin Paşa Türbesi, İbrahim Paşa Türbesi, Osman Bey Hamamı, II. Murat Hamamı, İsmail Bey Hamamı bu devrin eserleridir. İznik çeşitli devirlere ait yapıların yanı sıra çini ve seramik merkezi olarak da önemlidir.

İznik Müzesi (Nilüfer Hatun imareti): Müzede Helenistik Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı sanatı ile ilgili eserler vardır. Müze bahçesinde sarkofajlar, kabartmalar, sütun başlıkları, mimari parçalar, steller, islami mezar taşları bulunur. Revakların altında İslami kitabeler kronolojik sıraya göre sergilenmiştir. Müze eyvanında İznik çinileri, tabaklar, kaseler bulunmaktadır.



· "İnsan Yokuşu"
"İnsan Yokuşu" İSİMLİ KİTABIN İNCELEMESİ

Yazar:
Hasan Kıyafet
Marka: CEYLAN YAYINLARI

Edebiyat bile yaşamı güzelleştiremedi. Her türlü değer güllesi kendi kalesine tosladı. Vucüttaki ağırlıklarının darasını düşmeyi bilemeyenler, cinayetteki paylarını da hesap edemeyerek kendilerini ele verdiler. Demekki kuşku çağı büyüyerek gündemde!

İznik Gölü dipten delinip Gemlik Körfezine boşalacak. Tanrı Gürle Dağlarını basamak yaparak yeryüzüne inecek desek, herkes inanacak gibi. O zaman doğru bildiklerimizi de gözden geçirmenin zamanı değil midir? Yoksa görmediğimiz ırmaklarda yıkanıp, tatmadığımız meyvelerle doymaya şimdiden hazır olmalıyız.

İnsanoğlu iyi ki yemeden yaşamayı öğrenemedi. Ve de iyi ki kendini yeniden üretmeyi unutmadı. Aksi taktirde uyduruk edebi ninilerle, kendi beşiğini kendine sallatarak daha çook uyuturlardı. İznik Gölü gibi kuşatılmış işçi sınıfının peşinde okyanuslarca geniş issiz sınıfının gelişi boşuna değildir...

 Dil :  Türkçe
 Yayın Yılı :  2002
 Sayfa Sayısı :  182
 Kapak Türü :  Karton
 Ebat :  13,5x19,5 cm
 Kağıt Türü :  3. Hamur

  

 

Detaylar
 
Kod no SKU43306
ISBN 9758426860
Temin Süresi 3 Gün
Etiket fiyatı:
Fiyat:
 


· ORHANGAZİ DOLAYINDAKİ ÖNEMLİ KARSTİK KAYNAKLARIN İNCELENMESİ
ORHANGAZİ DOLAYINDAKİ ÖNEMLİ KARSTİK KAYNAKLARIN İNCELENMESİ VE 1999 GÖLCÜK
DEPREMI’NİN BUNLARA ETKİLERİ

Suzan PASVANOGLU1, Özge Can ATAS1
suzan@kou.edu.tr, ozgecanatas@yahoo.com

Özet:
Bu çalışma, Bursa ilinin Orhangazi ilçesi sınırları içerisinde bulunan Nadır, Kaynarca, Ilıpınar ve Gedelek karstik kaynakları ile İznik Gölü’nün kuzeyindeki Keramet sıcak su kaynağının 17 Ağustos Marmara depremi ile meydana gelen fiziksel ve kimyasal değişimlerin ortaya konmasını amaçlamaktadır. İnceleme alanında Paleozoyik yaşlı metamorfik şistler temeli oluştururlar. Üzerlerine Üst Paleozoyik – Alt Mesozoyik yaşlı mermerler uyumsuz olarak gelir. Bunların üzerinede açısal uyumsuzlukla Paleosen-Eosen yaşlı fliş çökelleri ile volkanikler gelmektedir. İnceleme alanında göl çökelleri geniş alanlarda yüzyler. Bunların yaşı Pliyosen olarak yorumlanmıştır. Üstte alüvyon, yamaç molozu ve birikinti konisi vb den oluşan güncel çökeller yer alır. Çalışma alanı genç tektonizmadan çok fazla etkilenmiştir. Kuzey Anadolu Fay kuşağının kuzey kolu İzmit-Gölcük ve Yalova’dan, güney kolu ise İznik gölünün güneyinden Gemlik’e kadar uzanır. Orhangazinin sırasıyla KB, KD ve G’de bulunan Nadır, Kaynarca ve Ilıpınar kaynakları ilçenin su ihtiyacını karşılayan kaynaklardır. Gedelek kaynağı Orhangazinin GB sında ve yaklaşık 5 km mesafededir. Orhangazinin 15 km doğu – kuzeydoğu’sunda bulunan Keramet kaynağı ise Orhangazi yöresindeki tek sıcak ve mineralli su kaynağıdır. Orhangazi’ de bulunan bu kaynaklardan alınan su numunelerinin 1999 depremden önceki ve sonraki tarihlere ait değerleri Schoeller ve Piper diyagramlarında karşılaştırılmış, ve kaynaklara ait izotop değerlerine bağlı suların kökeni araştırılmıştır. Ayrıca depremden çok kısa süre önce ve sonra kaynaklarda gözlenen fiziksel ve kimyasal değişiklikler incelenerek
yorumlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Deprem , Keramet, Nadir, Orhangazi, Su Kimyası,

Giriş
Alp - Himalaya tektonik kuşağı üzerinde yer alan Türkiye’de meydana gelen bir çok büyük depremlerde binlerce kişi hayatını kaybetmiştir. En son olarak 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde 7,4 ve 7.2 magnitüt’te depremlerden etkilenen alanlar ve incelenen kaynaklar 1500 km uzunluğundaki Kuzey Anadolu fayının Güneydoğu Marmara bölümünde yer aldı.
İncelenen Nadır, Kaynarca, Ilıpınar ve Gedelek kaynakları karstik kaynaklardır. Keramet kaynağı ise karstik sıcak su kaynağıdır.

 Bu alanda daha önceki yıllarda yapılan jeoloji, Jeofizik ve hidrojeoloji, çalışmalardan bazıları şunlardır:
DSİ, 1970, YÜZER, 1997, EISENLOHR ve diğ., 1997, POLAT, ve diğ., 1980, PASVANOĞLU ve diğ., 2004. Orhangazi dolayındaki kaynaklarının jeoloji ve hidrojeolojisine yönelik ayrıntılı çalışma CANIK, 1988’e aittir. Bu çalışmalara ek olarak alanın jeolojisi, hidrojeolojisi hakkında bilgiler sunulmuştur. Aynı bölgede 19 Ağustos 1999 den hemen önce yaptığımız hidrojeoloji incelemesinde kaynakların debi ve sıcaklıkları ölçülerek kimyasal tahlil için örnekler alınmıştır. Deprem sırasında kaynaklarda önemli debi değişikliğin yanında sıcaklık ve çok az kimyasal bileşiminde değişiklikler olmuştur.



Şekil-1 : İnceleme alanın yer belirleme haritası

Kullanılan Yöntem
İnceleme alanın basitleştirilmiş, jeoloji haritası yapılarak, saptanan su noktaları haritaya işaretlenmiş ve belirli tarihlerde araziden alınan su örneklerinin kimyasal (Ca, Mg, K, Na, Cl, SO4, HCO3, CO3, Fe, As, B, F, pH, Elektrik konduktivite, Sertlik, TDS ( Toplam çözünmüş madde) ve izotop ( Oksijen-18, Döteryum (H2), Trityum (H3) analizleri Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teknik Araştırma ve Kalite Kontrol Dairesi Başkanlığı, Kimya ve izotop laboratuarında yaptırılmıştır. Sıcaklık arazide kaynak başında ve pH hem kaynak başında, hem de laboratuarda ölçülmüştür. Su kimyası analizleri APHA, AWWA ve WPCF (1989) standartlarına uygun şekilde yapılmıştır. Kaynakların debileri Yanlardan daraltılmış savak ve belirli hacım yöntemleriyle ölçülmüştür. Kaynak başlarında yapılan ölçümlerde sıcaklık için termometre, pH için pH-metre, laboratuvardaki oksijen -18 ve döteryum izotop analizlerinde kütle spektrometresi kullanılmış olup, doğal trityum ölçümlerinde ise sıvı sintilasyon tekniği uygulanmıştır. Elde edilen analizlerin sonuçları ile daha önceki yıllarda bazı araştırıcılar tarafından yapılan analiz sonuçları ile karşılaştırılmış, bölgenin hidrojeolojisi ve depremin sulara olan etkileri, aydınlatmaya çalışılmıştır.

Sonuç
1- İnceleme alanın 1/ 25.000 lik jeoloji ve hidrojeoloji haritası yapılmış farklı oluşuklar ve istiflenmeleri aydınlatılmıştır. Bu harita 1/ 100.000 ölçekli olarak bildiride sunulmuştur.
2- Nadır, Kaynarca, Ilıpınar ve Gedelek karstik ve Keramet sıcak su kaynaklarının 17 Ağustos 1999’da, 7.4 büyüklüğündeki (Mw) İzmit - Gölcük depremi nedeniyle debilerinde ve sıcaklıklarında değişiklik olmasına karşın kimyasal bileşimlerinde önemli bir değişiklik gözlenmemiştir.
3- İnceleme alanında bulunan soğuk ve sıcak su kaynaklarında hakim iyon Ca ve HCO3 olup, meteorik kökenli sulardır.
4- Güneydoğu Marmara bölgesinde yer alan sıcak su kaynaklarının özellikle Yalova, Gemlik, ve Keramet sıcak ve mineralli su kaynaklarının kimyasal ve izotopik bileşimlerinin incelenerek, bu bölgede oluşacak depremleri önceden öğrenme yolları araştırılmalıdır.

Teşekkür
Calışmalar süresince yakın ilgi ve yardımlarını gördüğümüz Belediye İşletme Müdürü Sayın Fevzi ÇAVUŞ’a teşekkür ederiz.

KAYNAKLAR
1. BALDERER, W., 1997. Mechanisms and processes of groundwater circulation in tectonicaly active areas. In: C. Schindler and M. Pfister (Eds), active tectonics of northwestwern Anatolia – the MARMARA Poly Project: a multidisciplinary approch by space-geodesy, geology, hydreology, geothermics and seismology . v/d/f Hoschschulverlag an der ETH, Zurich, pp. 375-415

2. CANIK, B., 1988. Orhangazi Nadır karstik kaynağının hidrojeoloji incelemesi ve kaynak suyunun bulanmasını önleme çalışmaları. Müh. Jeo. Türk Milli Komitesi Bülteni sayı 11, s. 51-56, İstanbul.

3. CANIK, B., PASVANOĞLU, S., 2002. Orhangazi ovası (Bursa) dolayındaki su kaynaklarının hidrojeokimyasal yönden incelenmesi. Hidrojeolojide izotop tekniklerinin kullanılması sempozyumu, DSİ,TAKK Dairesi Başkanlığı , s. 173-188, Adana.

4. CRAIG H., 1961. Isotopic variations in meteoric waters science, 133, 1833-1834

5. EISENLOHR, T., 1997. The thermal springs of the Armutlu Peninsula (NW Turkey) and their relationships to geology and tectonic. In: C. Schindler and M. Pfister (Eds), active tectonics of Northwestwern Anatolia – the MARMARA Poly Project: a multidisciplinary approch by space-geodesy, geology, hydrology, geothermics and seismology . v/d/f Hoschschulverlag an der ETH, Zurich, pp. 197-228.

6. ERCAN, T., ÖLMEZ, E., MATSUDA, J.I., NAGAO, K. ve KITA, I., 1994. Kuzey ve Batı Anadolu’da sıcak ve mineralize sular ile içerdikleri gazların kimyasal ve izotopik özellikleri. Türkiye Enerji Bülteni, c. I, s.2, 10 – 21, Ankara.

7. PASVANOĞLU, S., CANİK, B., ROSEN, M.R., 2004. Hydrogeology and possible effects of the Mw 7.4 Marmara Ertquake (17 August 1999) on the Spring waters in the Orhangazi-Bursa area, Turkey. Journal Geological Society of İndia Vol.63, pp.313-332.

8. POLAT, Z., ARAS, A., 1980. Keramet ılıcası ( Orhangazi) çevresinin jeolojisi ve jeotermal olanakları. MTA. Rap. No.0993 Ankara.

9. YÜZER, E., 1997. Hydrogeology of Northwestern of Turkey. In: C. Schindler and M. Pfister (Eds), Active tectonics of Northwestwern Anatolia – the MARMARA Poly Project: a multidisciplinary approch by space-geodesy, geology, hydreology, geothermics and seismology . v/d/f Hoschschulverlag an der ETH, Zurich, pp. 229-23796 


· İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMI
İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMININ
SEÇİLMİŞ KÖYLER ÜZERİNDE İNCELENMESİ
Investigation of Land Use on Selected Villages in The İznik Lake Basin

Cengiz AKBULAK
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Çanakkale
akbulak@comu.edu.tr
Alındığı tarih: 05.06.2006; Kabul tarihi: 18.10.2007

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü

COĞRAFYA DERGİSİ
Sayı 15, Sayfa 24-43, İstanbul, 2007
            
 Basılı Nüsha ISSN No: 1302-7212           Elektronik Nüsha ISSN No: 1305-2128

Abstract

This study was prepared in order to explain land use features and associated problems in the İznik Lake basin located at southeastern part of the Marmara region, and to expose some proposals with a view to solve these problems. Three villages located at morphologically different areas were selected both to examine land use in detail in the basin and to clarify more explicitly the diversites in usage of space. The land use features at these villages were determined using cadastral plans with scale of 1/5000.
As the main economical source of living in the study area, the agricultural activities play an essential role on the present condition of land use, and show different characteristics in the basin scale. It was observed that various sort of crops, especially olive, are cultivated using intensive agricultural methods at low plains and at the base of the basin, whereas cereals and bait cultivating are carried out using dry farming methods at plateaux areas, which surround lower plains. Stockbreeding and forestry are, however, predominant at the mountainous areas, where the agricultural activities are restricted to a large scale.
The most important problem resulted from land use is erosion. Particularly, destruction of the forest lands to get agricultural areas on steep slopes increased erosion at the İznik Lake basin. As a matter of fact, various parts of the area has lost their economic potential for the soil cover was almost entirely eroded. Thus, it is an urgent need to impede destruction of forest lands to decrease severity of erosion. Soil conservation measures should also be taken at agricultural areas. The main factors that prevent to benefit from the lands optimally are rapidly occupation of fertile agricultural areas by settlements and industrial foundations; unrea-sonable usage of soils, and existance of small fragmented agricultural land units. As result, it seems possible to overcome the problems involved both by considering the principle of use conservation of the potential resources in the basin, and putting into practice the planning studies based on scientific criterion.
Keywords:İznik Lake Basin, land use, agricultural activities, erosion.


İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMININ SEÇİLMİŞ KÖYLER ÜZERİNDE İNCELENMESİ

Özet

Bu çalışma, Marmara Bölgesinin Güney Marmara Bölümünde yer alan İznik Gölü Havza-sının arazi kullanımı özelliklerini, arazi kullanımından kaynaklanan başlıca problemleri ortaya koymak ve bu problemlere ilişkin çözüm önerileri getirmek amacıyla hazırlanmıştır. Havzadaki arazi kullanımını ayrıntılı bir biçimde inceleyebilmek ve mekanın kullanılışındaki çeşitliliği daha net bir biçimde tespit etmek amacıyla, morfolojik özellikler açısından farklı sahalarda yer alan üç köy seçilmiş ve bu köylerin arazi kullanım durumu 1:5.000 ölçekli kadastro planlarından faydalanılarak belirlenmiştir.
Araştırma sahamızın temel geçim kaynağı olan ve arazi kullanımının mevcut durumunu almasında belirleyici rol oynayan tarımsal faaliyetler, havza genelinde farklı karakterler sunmaktadır. Havza tabanında ve alçak düzlüklerde entansif tarım yöntemleri uygulana-rak başta zeytin olmak üzere çok çeşitli ürünlerin yetiştiriciliği yapılırken; bu düzlükleri çevreleyen plato sahalarında genellikle kuru tarım yöntemleriyle tahıl ve yem bitkileri yetiş-tiriciliği yapılmaktadır. Tarımın büyük ölçüde sınırlandığı dağlık sahalarda ise hayvancılık ve ormancılık faaliyetleri ön plana geçmektedir.
Havzada arazi kullanımından kaynaklanan en önemli problem erozyondur. Özellikle eğimli yamaçlarda, tarım alanı kazanmak amacıyla ormanların tahrip edilmesi havzadaki erozyonu şiddetlendirmektedir. Nitekim havzanın bazı kesimleri, üzerindeki toprak örtüsünün tamamen aşındırılmış olmasından dolayı ekonomik değerini kaybetmiştir. Erozyonun şiddetini azaltmak için, orman tahribatının önüne geçilmesi ve ziraat yapılan sahalarda toprak koruyucu önlemlerin alınması zorunluluk haline gelmiştir. Verimli tarım alanlarının yerleşmeler ve sanayi tesisleri tarafından işgal edilmesi, toprakların kabiliyet sınıflarına kayıtsız kalınarak kullanılması, tarım işletmelerinin küçük ve parçalı oluşu havzadaki arazilerden rantabl şekilde faydalanmayı engelleyen başlıca etmenlerdir. Söz konusu problemlerin ortadan kaldırılması, havzadaki potansiyel ekonomik kaynakların koruma-kullanma prensibi esas alınarak ve bilimsel yöntemler göz önünde bulundurularak değerlendirilmesini sağlayacak bir planlamanın yapılması ve bunun uygulamaya geçirilmesiyle mümkün görünmektedir.

Anahtar kelimeler: İznik Gölü Havzası, arazi kullanımı, tarımsal faaliyetler, erozyon.

GİRİŞ

Araştırma konumuz olan İznik Gölü Havzası, Türkiye’nin kuzeybatı köşesini meydana getiren Marmara Bölgesi’nin güneydoğusunda yer almaktadır. (Şekil 1) Havzanın çok büyük bir kısmı Güney Marmara bölümünün “Samanlı yöresi” dahilinde kalırken, Gürle-Avdan dağlarının güneyinde kalan kesimleri “Bursa yöresi” içinde yer almaktadır (Darkot ve Tuncel, 1981:124).
İznik Gölü Havzası, Marmara Bölgesi’nin Anadolu Yarımadası’nda kalan kısmındaki çöküntü alanlarından biridir (Ardel, 1943:160). Esas itibariyle doğu-batı doğrultusunda uzanan kırık hatlarına tekabül eden ve kuzeyden güneye doğru dağlık ve platoluk sahalarla birbirinden ayrılan bu çöküntü alanlarının bir bölümü deniz sularının altında kalarak körfez halini almış (İzmit ve Gemlik körfezleri gibi); bir kısmını göller kaplamış (Sapanca, İznik, Ulubat ve Manyas gölleri gibi), bir kısmı da alüvyal dolgu sahası haline gelmiştir (Bursa, Yenişehir, İnegöl ovaları gibi). Genişlikleri, coğrafi özellikleri ve potansiyelleri farklılık gösteren söz konusu ovaların her birinde, büyüklüğü ve önemi içinde yer aldığı havzanın potansiyeline göre değişen bir veya birkaç şehir bulunmaktadır. Araştırma konumuz olan İznik Gölü Havzası, kuzeyindeki Samanlı Dağları’yla güneyindeki Gürle (Katırlı)-Avdan dağları arasında, kabaca doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. İnceleme alanımızı da içine alacak şekilde Marmara Bölgesi’nin bu bölümünde araştırmalar yapan bilim adamlarından Penck (1918) İznik Gölü Havzası’nın büyük bir senklinale karşılık geldiği görüşünü savunurken; Philippson (1917), Lahn (1948), Ardel (1949:1954), Tanoğlu ve Erinç (1956), Bilgin (1967) ve Akartuna (1968) gibi araştırmacılar bu çukur sahanın faylanma sonucunda meydana geldiğini ifade etmişlerdir. Chaput (1976) ise bu sahanın fleksürlü bir yapılanma gösterdiğini, tabakaların bazı kesimlerde çok inceldiğini ancak kırılmanın söz konusu olmadığını belirtmiştir. Yapılan son araştırmalarda ise İznik Depresyonu’nun çek-ayır (pull-apart) karakterinde bir havza olduğu (Sipahioğlu ve Matsuda, 1986; Tsukuda vd., 1988; İkeda vd., 1991; Barka, 1992:1997; Emre vd., 1997) belirtilmektedir. Havzanın tabanında, ülkemizin altıncı büyük gölü durumundaki İznik Gölü (302.2 km2) bulunmaktadır ve bu göl, içinde yer aldığı havzanın genel doğrultusuna paralel olarak doğu-batı yönünde uzanmaktadır.

Şekil 1: Lokasyon haritası.
Figure 1: Location map.

İznik Gölü Havzası, Marmara Bölgesi’nin Anadolu Yarımadası’nda kalan kısmındaki çöküntü alanlarından biridir (Ardel, 1943:160). Esas itibariyle doğu-batı doğrultusunda uzanan kırık hatlarına tekabül eden ve kuzeyden güneye doğru dağlık ve platoluk sahalarla birbirinden ayrılan bu çöküntü alanlarının bir bölümü deniz sularının altında kalarak körfez halini almış (İzmit ve Gemlik körfezleri gibi); bir kısmını göller kaplamış (Sapanca, İz-nik, Ulubat ve Manyas gölleri gibi), bir kısmı da alüvyal dolgu sahası haline gelmiştir (Bursa, Yenişehir, İnegöl ovaları gibi). Genişlikleri, coğrafi özellikleri ve potansiyelleri farklılık gösteren söz konusu ovaların her birinde, büyüklüğü ve önemi içinde yer aldığı havzanın potansiyeline göre değişen bir veya birkaç şehir bulunmaktadır. Araştırma konumuz olan İznik Gölü Havzası, kuzeyindeki Samanlı Dağları’yla güneyindeki Gürle (Katırlı)-Avdan dağları arasında, kabaca doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. İnceleme alanımızı da içine alacak şekilde Marmara Bölgesi’nin bu bölümünde araştırmalar yapan bilim adamlarından Penck (1918) İznik Gölü Havzası’nın büyük bir senklinale karşılık geldiği görüşünü savunurken; Philippson (1917), Lahn (1948), Ardel (1949:1954), Tanoğlu ve Erinç (1956), Bilgin (1967) ve Akartuna (1968) gibi araştırmacılar bu çukur sahanın faylanma sonucunda meydana geldiğini ifade etmişlerdir. Chaput (1976) ise bu sahanın fleksürlü bir yapılanma gösterdi-ğini, tabakaların bazı kesimlerde çok inceldiğini ancak kırılmanın söz konusu olmadığını belirtmiştir. Yapılan son araştırmalarda ise İznik Depresyonu’nun çek-ayır (pull-apart) karakterinde bir havza olduğu (Sipahioğlu ve Matsuda, 1986; Tsukuda vd., 1988; İkeda vd., 1991; Bar-ka, 1992:1997; Emre vd., 1997) belirtilmektedir. Havzanın tabanında, ülkemizin altıncı büyük gölü durumundaki İznik Gölü (302.2 km2) bulunmaktadır ve bu göl, içinde yer aldığı havzanın genel doğrultusuna paralel olarak doğu-batı yönünde uzanmaktadır.


İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMININ SEÇİLMİŞ KÖYLER ÜZERİNDE İNCELENMESİ

İznik Gölü Havzasındaki ana morfolojik birimleri alüvyal düzlükler, plato sahaları ve dağlık sahalar meydana getirmektedir. Bu morfolojik birimler nüfus yoğunluğun-dan yerleşme büyüklüklerine, yerleşme dokularından mesken tiplerine, hakim ekonomik faaliyetten uygulanan zirai yön-temlere ve yetiştirilen ürünlere kadar be-şeri faaliyetler üzerinde etkide bulunarak farklı özelliklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Gölün doğusunda ve batı-sında daha geniş alanlar kaplamak sure-tiyle, gölü çevreleyen ve Karadin Oluğu tabanı boyunca doğuya doğru devam eden alçak düzlükler; elverişli iklim koşulları, verimli toprakları ve sulama imkanlarıyla, inceleme alanımızdaki en önemli tarım arazileri durumundadır. Bu sahalar aynı zamanda yerleşmelerin toplandığı ve nüfus yoğunluğunun arttığı kesimleri meydana getirmektedir. Platoluk ve dağlık sahalar ise iklim, yükselti, eğim ve toprak şartları itibariyle ekonomik faaliyetlerin nispeten kısıtlandığı kesimlere karşılık gelmektedir. Özellikle dağlık sahalarda, yükseltideki artışa bağlı olarak iklimin birçok ürünün yetişmesini engelleyici yönde değişmesi nedeniyle tarımsal faaliyetler önemini büyük ölçüde kaybederken, ormancılık ve hayvancılık temel ekonomik faaliyetler durumuna geçmektedir.
İznik Gölü Havzası esas olarak, Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin geçiş tipi niteliğindeki koşulları yansıtmaktadır. Yıllık yağış ortalamaları havza tabanında 485 mm ila 690 mm arasında değişmektedir. Ancak bakı şartlarının kontrolüyle birlikte yükseltinin artışına paralel olarak yıllık ortalama yağış miktarları da artış göstermektedir. Diğer taraftan yağışın büyük kısmının kış ve bahar aylarında düşmesi ve yaz aylarında sıcaklığın yük-sek değerler göstermesi sebebiyle, yaz dö-neminde kuraklık ortaya çıkmaktadır. Nitekim, Thronthwaite metodunu esas alarak yaptığımız hesaplamalar, Haziran ve Ekim ayları arasında, toprakta nem açığının görüldüğünü ortaya koymuştur. Bitkilerin yetişme devresine karşılık gelen bu dönemde, özellikle havzanın alçak kesimlerindeki tarım arazilerinin sulanması zorunluluk haline gelmektedir. Yararlandığımız meteoroloji istasyonlarının verilerine göre yıllık ortalama sıcaklık İznik’te 14.4 ºC, Orhangazi’de 14.1 ºC’ dir. Bu değerler kuşkusuz havzanın tamamı için geçerli olmayıp, bakı ve yükseltiye göre farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle sıcaklığın dağılışını gerçeğe daha yakın hale getirmek amacıyla, her iki meteoroloji istasyonunun rasatları kullanılarak enterpolasyon metodu uygulanmıştır. Buna göre göl çevresindeki alçak düzlüklerde 14 ºC civarında olan yıllık ortalama sıcaklıklar, havzanın tabanından uzaklaştıkça azalarak 9 ºC’nin altına düşmektedir.
İznik Gölü Havzası toprak tipleri bakı-mından çeşitlilik göstermektedir. Havzada jenetik topraklar grubunu oluşturan zonal, intrazonal ve azonal topraklardan her üçüne de rastlanmaktadır. Fakat konumuz açısından esas önemli husus, havzadaki toprakların verimlilik durumu ve zirai değeridir. Bilindiği gibi toprağın zirai değeri, sahip olduğu kimyasal ve fiziksel özellikleri yanında, bulunduğu yerdeki su, eğim, yükselti ve drenaj şartlarıyla da büyük ölçüde ilişkilidir. Bu bakımdan hav-zadaki en verimli topraklar göl çevresin-deki alüvyal düzlükler üzerinde yer al-maktadır. Orhangazi Ovası, İznik Ovası, Çakırca Ovası, Sölöz Deltası ile Karadin Oluğunun taban kısmı araştırma saha-mızdaki verimli toprakların yayılış gösterdiği başlıca alanlardır. Bu kesimler elve-rişli iklim koşulları ve sulama olanakları-nın bulunmasından dolayı havzadaki en önemli tarım alanlarını meydana getir-mektedir. İznik Gölü Havzasındaki toprak-lar arazi kullanım kabiliyetlerine göre ele alındıklarında, tarımsal kullanıma uygun olan ilk dört sınıftaki arazilerin (I.-IV. sınıf arasındaki araziler) 24.445 hektarlık bir alan kapladığı ve bu toprakların havza genelindeki payının %21.9 olduğu anla-şılmaktadır (K.H.G.M., 1995: 21 – K.H.G.M., 1998:41). Oysa, havzada tarıma ayrılan sahaların yüzölçümü nadas dahil 35.878 hektar, genel arazi kullanımı için-deki payı ise %30.9’dur. Dolayısıyle, tarımsal faaliyetlerin yaklaşık 11.433 hektarlık bölümü, ziraat yapmaya fazla uygun olmayan araziler üzerinde sürdürülmek-tedir. Bu durum, başta erozyon olmak üzere sahadaki toprak problemlerini ar-tırmaktadır. Diğer taraftan, tarım arazilerinin ormanlar aleyhine genişlemeye de-vam ettiği de göz önünde bulundurulursa, mevcut problemlerin daha da şiddetlen-mesi kaçınılmazdır.

AMAÇ VE YÖNTEM

Dünya genelinde nüfusun hızla artma-sının yanında ihtiyaçların çeşitlenmesi ve insanların giderek daha fazla tüketme isteği doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Bu bağlamda mekandan en iyi ve en verimli şekilde faydalanmak için çok çeşitli çalışmalar yapılmakta ve yeni yöntemler geliştirilmektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde bilimsel yöntemler göz önünde bulundurularak, araziden optimum şekilde faydalanmayı hedefleyen planlamalar hazırlanmakta ve uygulamaya konmaktadır. Ancak ülkemizde arazi kullanımı konusunda gerçekçi ve uygulanabilir planlamaların henüz mevcut olmadığı görülmektedir. Gerek bölge bazında gerekse havza bazında yapılan arazi kullanımı planlamalarında hedeflenen nokta-ya ulaşabilmek için, planlamaya tabi tutu-lan sahadaki potansiyel kaynakların tam olarak belirlenmesi, toprakların özellikle-rinin ve kullanım kabiliyetlerinin tespit edilmesi, mevcut arazi kullanımının ortaya konularak haritalanması ve o sahada yaşayan insanların ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Diğer taraftan bir sahadaki arazi kullanımı planlamalarının hazırlanmasında, bütüncül bir yaklaşımla ülke çapındaki ihti-yaçlar da göz önünde bulundurulmalı ve özellikle yetiştirilecek ürünlerin seçimi bu ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmalıdır.
Çalışmamız İznik Gölü Havzasındaki arazi kullanım özelliklerini ve arazi kullanımından kaynaklanan problemleri ortaya koymak ve bu problemlere çözüm önerileri sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Havzadaki genel arazi kullanımı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Bursa ve Bilecik illerine ait arazi varlıkları; Bursa ili köy envanteri; Orhangazi, İznik ve Osmaneli ilçe tarım müdürlüklerinden edinilen istatistikler, 2000 yılı Landsat TM uydu görüntüleri ve 2003 ila 2005 yılları arasında arazide yapılan gözlemler dikkate alınarak tespit edilmiştir. Bunun yanında, havzadaki arazilerin kullanım özelliklerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyabilmek için, farklı morfolojik birimler üzerinde kurulmuş olan üç köy (Akharım, Şerefiye ve Kırıntı köyleri) seçilmiş ve söz konusu köylerin arazi kullanım durumu, 1:5.000 ölçekli kadastro planları ve arazi çalışmaları sırasında yapılan gözlemlere dayanılarak tespit edilmiştir.

İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA GENEL ARAZİ KULLANIMI

Toprakların genel arazi kullanımı açı-sından dağılışını gösteren tablo 1 ve şekil 2’ye göz atıldığında, gölün alanı hariç, 112.353 hektarlık bir alan kaplayan İznik Gölü havzasının, 34.709 hektarının tarımsal amaçlı kullanıma ayrıldığı görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, tüm sahanın %30.9’luk bölümünü ekili ve dikili alanlar kaplamaktadır. Nadasa bırakılan sahalar da tarım arazileri kapsamında değerlendi-rilecek olursa, inceleme alanımızda tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü arazilerin yüzölçümü 35.878 hektarı, havza genelin-deki payı ise % 31.9’u bulmaktadır. İznik Gölü havzasında tarımsal faaliyetlere ayrılan arazilerin payı yüksek gibi görünse de, nüfusun büyük bir bölümü geçimini topraktan sağladığı için bu araziler olduk-ça yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Nitekim, aynı arazi parçası üzerinde yılda birkaç ürünün alınması ve farklı ürünle-rin bir arada yetiştirilmesi şeklinde yürü-tülen tarımsal faaliyetler, birim alandan yüksek düzeyde faydalanmaya imkan sağlamaktadır.

Tablo 1: İznik Gölü Havzası’nda toprakların genel arazi kullanımı bakımından dağılışı (2001).

Table 1: Distrubution of lands point of view general land use types in the İznik Lake Basin (2001).

Kaynak: İznik, Orhangazi ve Osmaneli ilçe tarım müdürlükleri istatistikleri; Bursa İli Köy Envanteri ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü arazi varlıklarından faydalanılmıştır.


İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMININ SEÇİLMİŞ KÖYLER ÜZERİNDE İNCELENMESİ

Yine tabloda görüldüğü gibi, nadas alanlarının havza genelindeki payının % 1’i ancak bulması, nadasın yaygın bir yöntem olmadığı ve mevcut tarım alanlarından en iyi şekilde yararlanmaya çalışıldığını ortaya koymaktadır. Dikkat çekici bir diğer nokta da dikili alanların, ekili alanlara göre daha fazla yer kaplamasıdır. Havzanın genel yüzölçümünde % 19.9’luk paya sahip olan dikili alanlar, tarım arazilerinin % 64.3‘üne karşılık gelmektedir.

Şekil 2: İznik Gölü Havzası’nda toprakların genel arazi kullanımı bakımından dağılışı (%).
Figure 2: Distrubution of lands in terms of general land use types in the İznik Lake Basin(%).

İznik Gölü havzasındaki genel arazi kullanımı içinde %46.7’lik oranıyla en büyük paya sahip olan orman, maki ve psödomaki sahaları, alansal olarak gerileme göstermesine karşın, önemini korumaya devam etmektedir. Bu grup, ekonomik açıdan değer taşıyan ormanların yanı sıra, maki ve psödomaki sahalarıyla bozuk ormanları da kapsadığından geniş bir yü-zölçümüne sahip bulunmaktadır. Ancak bu sahaların tamamının ormancılık faaliyeti için elverişli olduğunu söylemek mümkün değildir. Ekonomik olarak değer taşıyan ormanlar havzanın özellikle kuzeydoğu ve güneybatı kesimlerinde yayılış göstermektedir. Nitekim bu kesimlerde kurulmuş olan yerleşmelerin başlıca geçim kaynağı ormancılıktır.
Bir diğer kullanım biçimi olan çayır ve meraların genel arazi kullanımı içindeki payları % 10.9’dur. Daha çok, orman örtüsünün tahrip edildiği yüksek plato sahaları üzerinde yer alan bu araziler, hayvancılığın havza genelinde önem kaybetmiş olmasından dolayı tam anlamıyla değerlendirilememektedir.
Havzadaki arazilerin %10.5’ini ise ürün getirmeyen sahalar oluşturmaktadır. Bu grup altında taşlık ve kayalık sahalar, bataklıklar, taş ocakları, kumul sahaları ve akarsu yataklarıyla yerleşmelerin ve sanayi tesislerinin kurulduğu sahalar yer almaktadır.

TARIM ALANLARININ DAĞILIŞI VE YETİŞTİRİLEN BAŞLICA ÜRÜNLER

İnceleme alanımızda, uygulanan zirai yöntemler ve elde edilen ürünler itibariyle büyük bir çeşitlilik gözlenmektedir. Verimli tarım arazilerinin bulunduğu göl çevresindeki ovalık alanlar ve diğer alüvyal düzlükler, aynı zamanda sulama imkanlarına da sahip olduklarından, yüksek bir zirai potansiyel sunmaktadırlar. Ziraat hayatının yıl boyunca devam ettiği bu sahalarda ileri tarım yöntemleri uygulanarak, çok çeşitli ürünler yetiştirilebilmektedir. Buna karşılık, havzadaki platoların yüksek kesimlerinde ve dağlık sahalarda tarımsal faaliyetler çeşitli faktörler tarafından sınırlanmaktadır. Bu sahalarda özellikle iklimin sıcaklık unsuru, alçak kesimlerde yetişme imkanı bulan çeşitli sebze ve meyve türlerinin ziraatını engellemektedir. Ayrıca belirtilen sahaların, büyük kısmı sulama olanaklarından da yoksun bulunmaktadır ve ziraat yağış şartlarına bağlıdır. Bunun sonucunda, kuru tarım yöntemlerinin uygulanmasıyla ancak birkaç ürünün yetiştirilebildiği bir ziraat yapısı mevcuttur. Havzanın daha yüksek kesimlerinde ise ziraatin yerini hayvancılık ve ormancılık gibi faaliyetler almaktadır.

Tablo 2: İznik Gölü Havzası’nda ekili-dikili alanların yararlanma açısından bölünüşü (2001).
Table 2: Division of the cultivated lands in terms of ypes of utilization (2001).

Kaynak: Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Bursa ve Bilecik illeri arazi varlıkları; Bursa İli Köy Envanteri; İznik, Orhangazi ve Osmaneli ilçe tarım müdürlükleri ve DİE tarım istatistiklerinden faydalanılmıştır.
İznik Gölü Havzasında yetiştiriciliği yapılan en önemli ürün durumundaki zeytin, burada yaşayan halkın temel geçim kaynağını meydana getirmektedir. Şekil 3’te de görüldüğü gibi zeytinlikler göl çevresindeki ovaların çok büyük bir bölümünü kaplamaktadır. Zeytinlikler, bu düzlüklerde sadece taban suyunun yüksek olduğu kesimlerde ve sebze yetiştirilen dar alanlarda kesintiye uğramaktadır. Başta Sölöz deltası olmak üzere, Orhangazi, İznik ve Çakırca ovalarının büyük kısmı ile Karadin oluğunun batı kesimi bu ürünün ziraatına ayrılmıştır.
meydana gelen azalma, ortalama 300-350 metre seviyelerinden sonra zeytinciliği ekonomik olmaktan çıkarmaktadır. Arazi çalışmalarımız sırasında, İznik Depresyonu’nda zeytin yetiştiriciliği için yükseltinin üst sınırı, 470 metre (Dereköy’ün kuzey batısı) olarak tespit edilmiştir.
Bunun yanında sözü edilen ovaları çevreleyen yamaçlarda da yer yer 450 metrelik yükseltilere kadar zeytinlikler mevcuttur (Şekil 4). Bir Ilıman Kuşak bitkisi olan ve Akdeniz İklimini en iyi şekilde karakterize eden zeytin ağacı, ılık ve oldukça yağışlı bir kış, sıcak ve kurak bir yaz ister. Zeytin ağacı, dinlenme devresi olan kış aylarında, sıcaklığın -8 oC ye kadar düşmesine dayanır (Tanoğlu,1968:219). Havzadaki en düşük sıcaklıklar Orhangazi meteoroloji istasyonunda -12.5 oC, İznik meteoroloji istasyonunda -11.9 oC olarak ölçülmüş olsa da, bu değerlerin tekerrür ihtimali çok zayıftır. Kış aylarındaki düşük sıcaklık ortalamaları 1.3 oC ile 3.5 oC arasında değişmektedir. Dolayısıyle kış aylarındaki düşük sıcaklıklar, havzanın büyük kısmında zeytin yetiştiriciliğini engelleyici bir özellik göstermez. Ancak, yükseltinin artışıyla sıcaklık değerlerinde
İznik Gölü Havzasında zeytin yetiştiricililiğinden sonraki en önemli tarımsal faaliyet bağcılıktır. Havzanın özellikle doğu kesiminde yayılış gösteren ve havza genelinde 4.410 hektarlık bir alan kaplayan bağlar, tarım arazileri içinde %12.7’lik bir paya sahip bulunmaktadır. 20 yıl öncesine kadar havzadaki en önemli tarımsal faaliyet olan bağcılıkta bir gerileme söz konusudur. Nitekim 1982 yılında 93 bin tonun üzerinde olan üzüm üretim miktarı 2001 yılında 35 bin tonu biraz aşmaktadır. Aynı gerileme asma ağacının sayısında da kendini göstermektedir ve 1982 yılında 13.889 olan ağaç sayısı 2001 yılına gelindiğinde 4.310’a düşmüştür. Gerek ağaç sayısı gerekse üretim miktarı açısından meydana gelen bu azalma, bağ alanlarının zeytinliklere dönüştürülmesinden kaynaklanmaktadır.
Havzada zeytinlik ve bağlar dışında kalan meyveliklerin kapladığı alan tarım arazilerinin % 9.1’ine karşılık gelmektedir. Başta şeftali olmak üzere ayva, elma, armut, kiraz ve vişne inceleme alanımızda yetiştirilen en önemli meyvelerdir.

Şekil 3: İznik Gölü Havzasında arazi kullanımı (2004).
Figure 3: Land use in the İznik Lake Basin (2004).

Şekil 4 A: Zeytinlikler İznik Gölü’nün çevresindeki düzlüklerin büyük bir bölümünü kaplamaktadır. (Gölün kuzeybatısındaki düzlükler) B: Zeytin yetiştiriciliği göle bakan yamaçlarda, ortalama 300-350 metre seviyelerine kadar egemen faaliyet durumundadır. (Gölün güneyindeki Gürle-Avdan dağlarının kuzey yamaçları).
Figrue 4 A: Olive groves cover on a large part of low plain around the İznik Lake basin. (Low Plains located at northwest İznik Lake) B: Olive farming are dominant activities on slope which aspects to İznik Lake about to 300-350 meters level. (North slope of Gürle-Avdan mountains which sitiuated at south İznik Lake).

Sebzelikler ekili alanlar içinde ayrı bir önem arzeder ve havza genelindeki tarım arazilerinin %16.8’i sebze yetiştiriciliğine ayrılmıştır. Sebze üretimi, sulamanın yaygın bir şekilde yapıldığı göl çevresindeki ova tabanlarında ve vadi boylarında yoğunluk kazanmaktadır. Domates, lahana, biber, patlıcan, hıyar ve brokoli havzada yetiştirilen başlıca sebze türleridir.


İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMININ SEÇİLMİŞ KÖYLER ÜZERİNDE İNCELENMESİ

İznik Gölü Havzasında 6.553 hektarlık bir sahada tarla bitkileri yetiştiriciliği yapılmaktadır ve bu değer havzadaki tarım alanlarının % 18.9’luk kısmına karşılık gelmektedir (Tablo 2). Daha önce de ifade edildiği gibi göl çevresindeki ovalarda ve vadi tabanlarında genel olarak meyve ve sebze ziraatı yapıldığından, tarla bitkileri bu sahaların dışında kalan kesimlerde yetiştirilmektedir. Tarla bitkileri ziraatına ayrılmış olan sahaların yaklaşık % 96’lık kısmında tahıl türleri yetiştirilirken, geriye kalan arazilerde baklagiller, yem bitkileri ve bazı yumrulu bitkilerin üretimi yapılmaktadır.
Çalışmamızın bu kısmında, İznik Gölü Havzasındaki arazi kullanım özelliklerini daha yakından irdelemek amacıyla, farklı morfolojik birimler üzerinde kurulmuş üç köydeki arazi kullanım durumları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bunlardan Akharım köyü Orhangazi ovasının güney kenarıyla Gürle-Avdan dağlarının kuzey yamaçlarının birleştiği kesimde; Şerefiye köyü, İznik Gölü’nün güneyindeki plato sahasında; Kırıntı köyü ise havzanın kuzeydoğusundaki dağlık sahada yer almaktadır. Söz konusu köylerin arazi kullanımlarının tespiti, bağlı bulundukları ilçelerin tapu-kadastro müdürlüklerinden edinilen 1:5000 ölçekli kadastro planları üzerine, arazi çalışmaları sırasında yapılan gözlemlerin işaretlenmesiyle yapılmıştır1.
İznik Gölü’nün güneybatı kıyılarından başlayarak, Gürle dağının kuzey yamaçlarında yaklaşık 300 m. seviyelerine kadar çıkan Akharım köyünün arazilerinde zeytinliklerin büyük ölçüde egemen olduğu dikkat çekmektedir (Şekil 5 ve tablo 3). Köyün arazilerinin % 65.4’lük bölümü (2567.4 da) zeytinliklere ayrılmış durumdadır. Böylece İznik Gölü Havzasında verimli topraklara sahip ovalarda ve yamaçların alçak kesimlerinde yer alan köylerin büyük kısmında olduğu gibi, ova yamaç geçişinde kurulmuş olan Akharım köyünde de zeytin yetiştiriciliğinin hakimiyeti açık bir şekilde kendini göstermektedir. Akharım köyünün arazilerinde dikkati çeken bir nokta, zeytinliklerin havzadaki diğer köylere göre yamaçlar boyunca daha alçak seviyelerde kalmasıdır. Nitekim, Samanlı dağlarının güney yamaçlarında yer yer 400 metrelere kadar çıkan zeytinlikler Akharım’da 250 metreyi ancak aşabilmektedir. Havzanın batı kesimi, kış
1 Köylerin orman sınırları kesin olmadığı için yüzölçümlerine dahil edilmemiştir aylarında Orhangazi’nin kuzeyindeki aksiyal alçalma sahasını aşarak sokulan soğuk hava akımlarına maruz kaldığın-dan, zeytin yetiştiriciliği söz konusu yamaçlarda yüksek seviyelere çıkamamaktadır.
Akharım, Gürle ve Gemiç köyleriyle birlikte, havzada pirinç yetiştiriciliğinin ya-pıldığı üç köyden biridir. Köyün Orhangazi ovasındaki arazilerinde, taban suyu seviyesinin yüksek olduğu kesimler, zeytin yetiştiriciliğine elverişli olmadığından pirinç ziraatine ayrılmıştır. Çimlenme ve yetişme devresi boyunca uzun süre su içinde kalan çeltiğin yetişmesi için gereken tavalar, söz konusu kesimlerde eğim değerlerinin düşük olması nedeniyle, fazla emek sarf edilmeden oluşturulabilmektedir. Bunun yanı sıra sulamada kullanılacak suyun gerek yeraltından gerekse Gö-layağı (Karsak) deresinden kolayca temin edilebilmesi de, bu sahalarda pirinç yetiştiriciliğinin tercih edilmesinde etkili olmaktadır.
Akharım köyünde, meyve ve sebze yetiştiriciliğinin yapıldığı araziler gölün güneyindeki ve batısındaki alçak düzlüklerde yoğunluk kazanırken, köy merkezinin çevresinde ve zeytinlikler arasında da yer yer meyve ve sebze bahçeleri bulunmaktadır. Akharım köyünde meraların kapladığı sahanın geniş olması, geçmişte hayvancılığın daha fazla önem taşıdığını gös-termektedir. Günümüzde sadece 50 bü-yükbaş hayvanın bulunduğu Akharım köyünde hayvancılık bitme noktasına gelmesine karşın, meralar köyün ortak malı olduğundan tarım arazisi olarak de-ğerlendirilememektedir. Hayvancılık gibi geçmişte yine önemli bir faaliyet olan buğ-day yetiştiriciliği de iyice azalmıştır ve kö-yün arazi kullanımı içindeki payı %1.3 düzeyine gerilemiştir. Önümüzdeki birkaç yıl içinde bu sahaların da meyve ve sebze-liklere dönüşmesi beklenmektedir.

Tablo 3: Akharım köyünde arazi kullanımı (2004).
Table 3: Land use in Akharım village (2004).

Şekil 5: Akharım köyünde arazi kullanımı (2004).
Figure 5: Land use in Akharım village (2004).


İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMININ SEÇİLMİŞ KÖYLER ÜZERİNDE İNCELENMESİ

Arazi kullanımını ayrıntılı olarak incelediğimiz bir diğer köy, İznik Gölü’nün güneyindeki plato sahasında yer alan Şerefiye köyüdür. Akharım köyünde egemen ürün olan zeytinin yerini Şerefiye köyünde meyve ve sebze yetiştiriciliği almıştır (Tab-lo 4 ve şekil 6). Şerefiye köyünde bilhassa şeftali yetiştiriciliği ön plana çıkmaktadır ve arazilerin %38.5’lik bir bölümünde sadece bu ürünün yetiştiriciliği yapılmaktadır. Pazar şansı diğer meyve türlerine göre daha yüksek olan şeftali, birçok köyde olduğu gibi Şerefiye köyünde de yetiştiriciliği yapılan meyve türleri arasında ilk sırayı almaktadır. Şerefiye köyünde şeftalinin yanı sıra erik, elma, kiraz ve ceviz gibi meyvelerin ziraati de yapılmaktadır. Sebze yetiştiriciliği ise köyün yakın çevresinde, genellikle ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak gerçekleştirilmektedir. Köyde meyve ve sebze ziraatine tahsis edilen sahaların genel arazi kullanımı içindeki payı % 52.3’ü bulmaktadır.
Şerefiye köyünde meyve ve sebze yetiştiriciliğinin ardından zeytincilik gelmektedir. Bilhassa köyün kuzeybatısındaki alçak yamaçlarda yayılış gösteren zeytinlikler, yukarı kesimlerde de meyvelikler arasına serpilmiş durumdadır. Şerefiye köyü araştırma sahamızda zeytinliklerin en yüksek seviyeye çıktığı yerlerden biridir. Şerefiye köyünün arazileri kuzeye bakan yamaçlarda yer almasına karşın, daha kuzeydeki Samanlı dağlarının koruyucu etkisinden dolayı, yaklaşık 450 m.’lik seviyelere kadar zeytin yetiştiriciliğine imkan tanımaktadır.

Tablo 4: Şerefiye köyünde arazi kullanımı (2004).
Table 4: Land use in Şerefiye village (2004).

Şekil 6: Şerefiye köyünde arazi kullanımı (2004).
Figure 6: Land use in Şerefiye village (2004).

30 büyükbaş, 50 küçükbaş hayvanın beslendiği Şerefiye köyünde, meraların genel arazi kullanımı içindeki payının % 8.3 olması dikkat çekicidir. Bu durum, hayvancılığın geçmişte köyün temel geçim kaynaklarından biri olmasından kaynaklanmaktadır. Orman açmalarından kazanılmış ve köyün ortak malı durumunda olan meralar, araştırma sahamızın birçok kesiminde olduğu gibi günümüzde zirai faaliyetlerde kullanılamamaktadır. Şerefiye köyünde dar sahalarda yetiştiriciliği yapılan yulaf ise hayvanların beslenmesinde kullanılmaktadır.
Araştırma sahamızın dağlık kesimlerindeki arazi kullanımını örneklemek amacıyla seçtiğimiz Kırıntı köyü, Samanlı dağlarına dahil olan Gebegöynük dağının güneybatısında kurulmuştur. Köyün kurulduğu sahadaki iklim şartları, havzanın alçak kesimlerinde ziraati yapılan ürünlerin pek çoğuna yetişme imkanı tanımadı-ğından, ailelerin geçimini sağlamada hayvancılık ve ormancılık faaliyetleri ön plana geçmektedir. Nitekim bu köydeki arazilerin kullanım durumuna göz atıldığında çayır ve otlakların % 42.1’lik bir paya sa-hip olduğu görülmektedir (Tablo 5 ve şekil 7).
Mera hayvancılığı şeklinde ve ekstansif tarzda sürdürülen hayvancılık, geniş ot-laklara ihtiyaç duyduğundan köydeki çayır ve otlaklar genel arazi kullanım içinde en büyük paya sahip bulunmaktadır. Çayırların bir bölümü yaz aylarında hayvanların otlak sahası durumundayken, bir bölümü otlatılmaz ve biçilerek otları kurutulur. Çayırlardan elde edilen kuru ot, hayvanların ahırlarda tutulduğu kış döneminde diğer yemlerle takviye edilerek değerlendirilir. Nitekim köyde yetiştirilen mısır, arpa, buğday ve yulaf gibi zirai ürünler, hayvanların ahırlarda tutulduğu dönemlerdeki beslenmesinde kullanılmaktadır. Dolayısıyle köydeki arazi kullanımının ekstansif tarzda sürdürülen mera hayvancılığına göre şekillendiğini söylemek mümkündür.
Kırıntı köyünde yetiştiriciliği yapılan ürünler içinde en büyük pay mısıra aittir ve köy arazisinin % 21.9’u mısır ziraatine tahsis edilmiştir. Köyün yer aldığı sahanın yüksek olmasından dolayı yıllık yağış miktarı havza geneline göre daha fazladır. Bu nedenle nem isteği buğday, arpa ve yulafa göre daha yüksek olan mısırın yetiştiriciliği ön plana çıkmaktadır. Nitekim, diğer tüm ürünlerin yetiştirildiği sahaların genişliği, tek başına mısır yetiştiriciliğine ayrılan sahalar kadar değildir (Tablo 5).

Tablo 5: Kırıntı köyünde arazi kullanımı (2004).
Table 5: Land use in Kırıntı village (2004).

Şekil 7: Kırıntı köyünde arazi kullanımı (2004).
Figure 7: Land use in Kırıntı village (2004).

Kırıntı köyünde tahıl yetiştiriciliği dışında, brokoli ve fasulye gibi sebzelerle, çilek ve kestane gibi meyvelerin ziraati de yapılmaktadır. Son yıllarda ülke genelinde pazar şansını artıran brokolinin, tahıl türleri dışındaki en önemli ürün olması dikkat çekicidir. Bu ürününün yetiştirildiği sahaların önümüzdeki yıllarda daha da genişleyeceği beklenmektedir. Bir diğer sebze çeşidi olan fasulye ise, ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak yetiştirilmektedir.
Kırıntı köyündeki arazi kullanımında dikkati çeken bir nokta da nadasa bırakılan sahaların genişliğidir. Araştırma sahamızın genelinde % 1’lik bir paya sahip olan nadas alanları, Kırıntı köyünde %13.9 gibi bir orana yükselmektedir. Bu durum araştırma sahamızın yüksek kesimlerinde nadas uygulamasının daha yaygın olduğunu göstermektedir.
Sonuç itibariyle, Akharım, Şerefiye ve Kırıntı köyleri üzerinde yaptığımız ayrıntılı incelemelerin de ortaya koyduğu gibi, havzanın morfolojik açıdan farklı kesimlerinde kurulmuş olan yerleşmelerdeki zirai faaliyetler ve bu faaliyetlerin kontrolünde şekillenmiş olan arazi kullanım özellikleri çeşitlilik göstermektedir. Alüvyal düzlüklerdeki arazi kullanım durumunu örneklemek amacıyla ele aldığımız Akharım köyünde, zeytinliklerin büyük bir farkla egemenliği söz konusudur. Oldukça verimli topraklara sahip olan köyde, yeraltı su seviyesinin yüksek olduğu kesimler hariç, alüvyal düzlüklerdeki toprakların tamamına yakını zeytinliklere tahsis edilmiştir. Zeytinlikler ayrıca yamaçlarda da 250 m. seviyelerine kadar yayılış göstermektedir. Akharım köyünün taban arazilerinde, yeraltı suyu seviyesinin yüksek olduğu kesimlerde ise pirinç yetiştiriciliği yapılmaktadır.
Plato sahasında yer alan köylerdeki arazi kullanımını ortaya koymak amacıyla incelemeye tabi tuttuğumuz Şerefiye köyünde, başta şeftali olmak üzere çeşitli meyvelerin yetiştiriciliğinin ön plana çıktığı, ancak yamaçların alçak kesimlerinde yine zeytinliklerin yayılış gösterdiği tespit edilmiştir.
Havzanın yüksek kesimlerindeki arazi kullanımını temsil eden Kırıntı köyünde ise hayvancılık ekonomisine göre şekillenmiş bir kullanımın mevcut olduğu görülmektedir. Zirai faaliyetlerin özellikle iklimin sıcaklık unsuru tarafından kısıtlandığı ve havzanın alçak kesimlerinde yetiştirilen birçok ürünün yetişme imkanının bulunmadığı bu kesimlerde hayvancılık ve ormancılık faaliyetleri önem ka-zanmaktadır. Nitekim bu köyde arazilerin büyük bir bölümü çayır ve otlak olarak kullanılmaktadır. Yetiştirilen mısır, arpa, yulaf ve buğday gibi tahıl türleri de hayvan yemi olarak değerlendirilmektedir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan, İznik Gölü Havzası’ndaki en önemli ekonomik faaliyetin ziraat olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak tarafımızca yapılan gözlemlerde yüksek tarımsal potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilemediği ve arazi kullanımıyla ilgili pek çok problemin yaşandığı tespit edilmiştir.
Araştırma sahamızda, tarımsal faaliyetleri tehdit eden en önemli problem erozyondur. Havzadaki toprakların %10‘u çok şiddetli, % 63.2’si şiddetli, %18’i orta derecede erozyona maruz kalırken, erozyonun gerçekleşmediği veya çok az gerçekleştiği arazilerin oranı ancak % 8.4‘tür (KHGM,1995; KHGM,1998). Görüldüğü gibi, toprakların çok büyük bölümü şiddetli veya çok şiddetli erozyona maruz kalmaktadır. Tarım arazisi kazanmak amacıyla, özellikle eğimli sahalarda doğal bitki örtüsünün ortadan kaldırılmasından dolayı şiddetlenen erozyonla, oluşumu binlerce yıl süren toprak tabakası kısa bir zaman zarfında aşındırılarak taşınmakta ve topraklar verimliliklerini büyük ölçüde kaybetmektedirler. Erozyona maruz kalan sahalar bir süre sonra zirai faaliyetlerde kullanılamaz duruma geldikleri gibi, toprak tabakası aşındırılmış olduğu için ağaçlandırmaya dahi imkan tanımamaktadırlar (Şekil 8).
Göl çevresinde yer alan düzlükler hariç tutulursa, İznik Gölü Havzası, kısa mesafelerde önemli yükselti farklılıkları gösteren arızalı bir karakter sunmaktadır. İznik Gölü Havzası’nda, eğimin erozyon açısından sorun yaratmaya başladığı % 8’den daha eğimli sahalar 86.452 hektarlık bir alan kaplamaktadır. Diğer bir ifadeyle, havzanın % 76.9’luk bölümü, eğim şartları itibariyle erozyon tehdidi altında bulunmaktadır. Bunun yanında, erozyon şiddetinin arttığı % 15’ten daha eğimli araziler ise araştırma sahamızın % 62.4’lük kıs-mını (70.086 ha) meydana getirmektedir. Bu nedenle havzadaki toprakların şiddetli erozyona maruz kalmasında, yüksek eğimin temel etken olduğu söylenebilir.

Şekil 8: İznik Gölü Havzasında özellikle yüksek eğime sahip yamaçlarda, şiddetli erozyon sonucunda toprak örtüsü hemen hemen tamamıyla aşındırılmış ve yer yer anakaya yüzeye çıkmıştır (Dereköy kuzeyi).
Figure 8: Soil cover was almost entirely eroded and base rock uncovered resulted from severe erosion particularly at step slope some part of the İznik Lake Basin (North of Dereköy).

Eğimi % 3’ü geçmeyen Orhangazi Ova-sı, İznik Ovası, Çakırca Ovası, Sölöz Deltası, Karadin Oluğu ve diğer alüvayal düzlüklerde, erozyon şiddeti çok düşüktür veya hiç gerçekleşmemektedir. Buna karşın, ovaları çevreleyen yamaçlarla, plato ve dağlık sahadaki vadi yamaçlarında eğim değerlerinin artışına bağlı olarak erozyonun şiddeti yüksektir. Sölöz deresi, Hisardere, Çınarlık deresi, Karasu deresi ve kolları tarafından derince açılmış vadi-lerin yamaçlarında ve gölün güneydeki fay dikliklerinde eğim yer yer % 40’ı aşmakta, erozyon şiddeti de bu kesimlerde havzadaki en yüksek değerlerine ulaşmaktadır. Özellikle bitki örtüsünün tahrip edildiği dağ ve vadi yamaçlarıyla, yine bu sahalarda yer alan tarım arazileri, erozyonun en fazla etkili olduğu kesimlere karşılık gelmektedir (Şekil 9).

Şekil 9: Bitki örtüsünün tahrip edilmesiyle ziraata açılan ve bir süre kullanıldıktan sonra terkedilmiş olan eğimli araziler (Çınardere vadisi).
Figure 9: Step lands, which were turned into agricultral area by devastating vegetation, were abondoned after they had been used for a while (Çınardere valley).


İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMININ SEÇİLMİŞ KÖYLER ÜZERİNDE İNCELENMESİ

İnceleme alanımızda erozyonun tamamen önlenmesi mümkün değildir. Ancak alınacak bazı önlemlerle erozyonun şiddeti azaltılabilir. Erozyonun şiddetini azaltmanın en pratik yolu, topraklardan kullanım kabiliyetlerini esas alarak faydalanmaktır. Buna göre, işlenmeye elverişli olmayıp, orman ve otlak alanları şeklinde devamlı bitki örtüsüyle kaplı olması gereken V., VI. ve VII. sınıf araziler, tarımsal faaliyetlerde kullanılmamalıdır. Ancak, İznik Gölü Hav-zası’ndaki tarım alanlarının bir bölümü, belirtilen sınıflardaki araziler üzerinde bulunmaktadır. Özellikle bu sahalarda erozyonu azaltıcı tedbirler mutlaka alınmalıdır.
Tarım alanı olarak kullanılan arazilerde erozyonu azaltmak için uygulanabilecek en kolay yöntemlerden biri, toprakların eşyükselti eğrilerine paralel şekilde sürülmesidir. Eğimi % 2 ila % 5 arasında bulunan arazilerde uygulanması mümkün olan bu yöntemde, eşyükselti eğrilerine paralel sürüm yapıldığı için, yağmur sularının toprak yüzeyindeki akışı bir ölçüde engellenmektedir. Böylece, toprağın taşınmasının önüne geçildiği gibi, daha fazla miktardaki suyun toprak tarafından tutulması da sağlanmaktadır.
Ziraat sahalarında erozyonun azaltılmasında faydalanılabilecek bir diğer yöntem, şerit halindeki ekimdir. Eğimi % 2 ila % 12 arasında olan arazilerde uygulanabilecek olan bu yöntemde, eşyükselti eğrilerine paralel olarak oluşturulan şeritler boyunca, farklı ürünlerin yetiştirilmesi esastır. Buna göre, bir şeride buğday, arpa ve yulaf gibi saçak kök sistemine sahip bitkiler ekilirken, takip eden şeride daha derin sürüme ihtiyaç duyan mısır ve çeşitli sebze türleri ekilebilir. Böylece derin sürüm gerektiren ve toprak kaybını artıran bitkilerin arasına toprağı tutucu bitkilerin ekilmesi erozyonu bir ölçüde önleyebilmektedir.
Erozyonu önlemede faydalanılabilecek yöntemlerden biri de teraslamadır. Yapılan çalışmalar, özellikle yüksek eğime sahip olan yamaçlarda, teraslamanın uygulanmasıyla erozyonun 4.6 kata kadar azaltılabildiğini ortaya koymuştur (Zachar, 1982:305). Teraslamada temel işlem, eğimli arazi yüzeyinin basamaklar halinde düzleştirilmesidir. Terasların genişliği eğim değerine göre değişir ve arazinin eğim değeri arttıkça terasların genişliği azaltılır. Toprakların yeterli derinliğe sahip olması durumunda, % 15’ten daha eğimli sahalarda teraslama yapılabilmektedir (Holy,1980,183). Ancak, eğimi çok fazla olan sahalardaki teraslar ise çoğunlukla duvarlarla takviye edilmelidir. Teraslama yöntemiyle toprak kaybı azaldığı gibi, yağış sularından daha iyi faydalanılması ve eğimli arazilerin kolayca sürülmesi mümkün olmaktadır. Araştırma sahamızda, zeytinliklerde kullanılan teraslama yöntemi, diğer toprak koruma yöntemlerine göre daha fazla ilgi görmektedir.
İznik Gölü Havzasında özellikle yamaç-lardaki zeytinliklerde uygulanabilecek bir yöntem daha vardır ki, bu yöntemle hem erozyonun şiddetinin azaltılması hem de çiftçilerin elde edeceği gelirin artırılması mümkündür. Bu yöntem, bilhassa eğimli sahalardaki zeytinliklerde, zeytin ağaçların arasında oluşturulacak kazıklı asma sistemlerinde domates, patlıcan ve biber gibi sebzelerin yetiştiriciliğiyle, bağcılık ve bodur meyve yetiştiriciliği esasına dayanmaktadır. Zeytin ağaçları arasında, eğime dik yönde oluşturulan sıralar, suyun toprak yüzeyinde akışını engelleyerek erozyonu büyük ölçüde azaltacağı gibi, bir tür ara ziraat yöntemiyle aynı arazi üzerinde zeytinin yanı sıra başka ürünler yetiştiri-leceğinden çiftçilerin elde ettiği gelir miktarı da çok daha yüksek olacaktır.
Erozyon kadar geniş sahalarda etkili olmasa da, inceleme alanımızdaki topraklarda kendini gösteren bir diğer problem de çoraklıktır. Çoraklaşma esas olarak havzadaki taban arazilerin drenajı bozuk kesimlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu problemin görüldüğü sahalar büyük ölçüde verim kaybına uğramakta; Karadin Oluğu tabanının bazı kesimlerinde olduğu gibi, verimli araziler zirai faaliyetlerde kullanılamaz duruma gelmektedir. Çoraklaşma, ilkbahar ve kış aylarında düşen yağışların bir bölümünün yer altına sızması ve topoğrafyadaki eğime uyarak taban kesimlerde birikmesi ve yeraltı suyu seviyesinin yükselmesi nedeniyle meydana gelmektedir. Bunun yanında, PH derecesi yüksek topraklarda, sodyum ve potasyum içeren gübrelerin gelişigüzel kullanımı, topraktaki tuzluluk ve alkaliliği daha da artırmaktadır. Söz konusu sahalarda, toprağı azot bakımından takviye eden amonyaklı gübrelerin kullanılması gerekmektedir. Ayrıca drenajı bozuk sahalarda yapay drenaj kanalları açmak ve bilinçli bir sulama yapmak suretiyle yeraltı suyu seviyesi aşağıya çekilmelidir.
Havzadaki arazi kullanımında yaşanan en önemli problemlerden biri de, ziraate elverişli sahaların yanlış bir şekilde değerlendirilmesidir. Bu durum çeşitli nedenlerden kaynaklanmaktadır. Ziraate uygun olduğu halde, zirai faaliyetlerde kullanılmayan sahaların bir bölümü de ovalarda yer almaktadır. Oldukça verimli olan bu sahalar sanayi tesisleri ve yerleşim merkezlerinin yayılış alanı üzerinde bulunduğundan, tarımsal faaliyetlerde kullanılamamaktadır. Nitekim hızlı bir gelişme gösteren Orhangazi şehrinin bir bölümü verimli ziraat sahaları üzerinde yer almaktadır. Oysa şehrin, günümüzde olduğu gibi, daha batıdaki Erikli dağının yamaçlarında, Paleozoik mermerlerin aflörman verdiği kesime doğru genişlemesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra havzanın batısındaki sanayi tesislerinin tamamına yakını verimli ziraat alanları üzerinde yayılış göstermektedir. En azından bundan sonra kurulacak sanayi tesislerinin tarımsal potansiyeli daha düşük olan sahalara yönlendirilmesi ve tarımsal arazi kaybının önüne geçilmesi doğru bir yaklaşım olacaktır.
Ziraate uygun olduğu halde üzerinde herhangi bir zirai üretimin gerçekleştirilmediği sahaların bir bölümü hazine arazileridir. Önceleri mera olarak değerlendirilen söz konusu sahalar, hayvancılığın önemini kaybetmesinden sonra kullanılmayan araziler durumuna gelmiştir. Yapılacak düzenlemelerle bu sahaların ziraate kazandırılması gerekmektedir.
Araştırma sahamızda arazi kullanımında yaşanan bir diğer problem, işletmelerin küçük ve parçalı oluşudur. Zirai işletmelerin miras yoluyla gittikçe küçülmesinin yanı sıra, çiftçi ailelerinin arazinin farklı mevkilerinde çok sayıda işletmeye sahip olması, tarımsal faaliyetlerdeki verimliliği azaltmaktadır. İşletmelerin küçük ve parçalı olması toprak işleme, sulama, gübreleme, ilaçlama gibi işlemlerin gerçekleştirilmesinde daha fazla para, zaman ve emek harcanmasına yol açmakta; ileri tarımın gereklerinden olan tarımsal alet ve makinelerin kullanımını güçleştirmektedir. Bu sorunun çözümü, sadece araştırma sahamızda alınacak önlemlerle değil, ülke çapında yapılacak olan toprak reformuyla mümkündür. Ancak, bu konuda günümüze kadar yapılan girişimler sonuçsuz kaldığı için, en azından yakın gelecekte çözüm beklemek gerçekçi yaklaşım olarak görünmüyor.
Sonuç itibariyle, İznik Gölü Havzasında arazi kullanımından kaynaklanan bir çok sorunun bulunduğu görülmektedir. Bu problemlerin ortadan kaldırılması, havzadaki potansiyel ekonomik kaynakların koruma-kullanma prensibi esas alınarak ve bilimsel yöntemler göz önünde bulundurularak değerlendirilmesini sağlayacak bir planlamanın yapılması ve bunun uygulamaya geçirilmesiyle mümkündür.

TEŞEKKÜR

Bu çalışma, yazarın İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Yürütücü Sekreterliği tarafından desteklenen (Proje No: T34/23072002) “İznik Depresyonu’nun Beşeri ve İktisadi Coğrafya Açısından İncelenmesi” konulu doktora tezinin bir kısmından faydalanılarak oluşturulmuştur.

KAYNAKÇA

AKARTUNA, M., 1968, Armutlu Yarımada-sının Jeolojisi, İst. Üniv. Fen Fak. Monog-rafileri, Sayı:20, İstanbul.
AKBULAK,C., 2006, İznik Depresyonu’nun Beşeri ve İktisadi Coğrafya Açısından İn-celenmesi,İst. Üniv. Sosyal Bilimler Enst., basılmamış doktora tezi.
ARDEL, A., 1943, “Marmara Bölgesinin Güneydoğu Havzalarının Morfolojik Ka-rakterleri” Türk Coğrafya Derg. Sayı II., s. 160-171, Ankara.
ARDEL, A., 1949, “Armutlu Yarımadası-Jeolojik ve Morfolojik Etüd”, Türk Coğraf-ya Derg., No:XI/XII, s. 35-78, İstanbul.
ARDEL, A., 1953-54, “İznik Depresyonu ve Gölü”, İst. Üniv. Coğrafya Ens. Der. No:5/6,s.225-229, İstanbul.
BARKA, A. A., 1992, :”The North Anatolian Fault Zone”, Anneles Tectnicae , Special Issue- Supplement to Vol. VI, 164-195.
BARKA, A. A. 1997, Neotectonics of The Marmara Region, Active Tectonics of Northwestern Anatolia-The Marmara Poly-Project Eds: C. Schindler, M. Pfister, 55-87.
BİLGİN, T. (1967): Samanlı Dağları -Coğrafi Etüd-, İst. Üniv. Edebiyat Fak. Yayın No: 1294, İstanbul.
CHAPUT, E., 1976, Türkiye’de Jeolojik ve Jeomorfojenik Tetkik Seyahatları, Çev. A.Tanoğlu, İstanbul Üniv. Yay. No: 324, Edebiyat Fak. Coğrafya Enst. Neş. No:11, İstanbul.


İZNİK GÖLÜ HAVZASINDA ARAZİ KULLANIMININ SEÇİLMİŞ KÖYLER ÜZERİNDE İNCELENMESİ

DARKOT, B.-TUNCEL, M.,1981, Marmara Bölgesi Coğrafyası, İst. Üniv. Yay.No: 2510, Coğrafya Enst. Yay. No:118, İstan-bul.
EMRE, Ö.E., ERKAL, T, KAZANCI, N., GÖRMÜŞ, S, GÖRÜR, N., KUŞÇU, İ., KEÇER, M., 1997: Güney Marmara’nın Neojen ve Kuvaterner’deki Morfotektoniği, Güney Marmara Bölgesinin Neojen ve Kuvaterner Evrimi, YSABÇAG-426/G.
HOLY, M., 1980, “Erosion and Environment”, Environmental Science and Application, Vol. 9, Transleleted by J. Ondrackova , Pergamon Press.
İKEDA,Y., SUZUKİ,Y., HERECE, E, ŞAROĞLU, F., IŞIKARA, A.M., HONKURA,Y., 1991, “Geological Evidence For The Last Two Faulting Events On The North Anatolian Faiult Zone In The Mu-durnu Valley, Western Turkey”, Tectonophysics, 193, 335-345.
KHGM-Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü-, 1995, “Bursa İli Arazi Varlığı” T.C. Başba-kanlık Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Yay., İl rapor no: 16, Ankara.
KHGM-Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü-,1998, “Bilecik İli Arazi Varlığı” T.C. Baş-bakanlık Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Yay., İl rapor no: 12, Ankara.
LAHN,E., 1948, Türkiye Göllerinin Jeoloji-si ve Jeomorfolojisi Hakkında Bir Etüd, M.T.A.E. Yayınlarından Seri B, No: 12, Ankara.
MEŞELİ, A. 1998, İznik Depresyonunda Arazi Kullanılışı, İst. Üniv. Sos. Bil. Enst., Basılmamış Dokt. Tezi.
PENCK, W., 1918, Die Tektonischen Grundzüge Westkleinsasien, Stuttgart.
PHİLİPPSON, A., 1917, Kleinasien, Handbuch Der Regionalen Geologie, V/2, Heldelberg.
SİPAHİOĞLU, Ş. ve MATSUDA, T., 1986, Geology and Quaternary Fault In the İz-nik-Mekece Area, In: Electric and Magnetic Research On Active Faults In The North Anatolian Fault Zone, Edited by: A.M. Işıkara – Y. Honkura, 25-42.
TANOĞLU, A. ve ERİNÇ, S., 1956 “Karsak Boğazı ve Eski Sakarya”, İst. Üniv. Coğraf-ya Ens. Derg. No: 7, s.17-31, İstanbul.
TANOĞLU, A., 1968, Ziraat Hayatı, İst. Üniv. Yay. No: 177, Coğrafya Ens. Yay. No: 8, İstanbul.
TSUKUDA, E., HERECE, E., ve KUŞÇU, I., 1988, Some Geological Evidence On Activity of The Western North Anatolian Falult, Geyve, İznik, Gemlik Area, ITIT Project, 8513, 68-91
ZACHAR, D., 1982, Soil Erosion, Elsevier Scientific Publishing Company, Bratislava.